Mimar Sinan Kimdir? Hayatı ve Biyografisi

Mimar Sinan (1489-1588), 28 yılını Kanuni Sultan Süleyman, 8 yılını II. Selim ve 14 yılını III. Murat dönemi olmak üzere, Osmanlı İmparatorluğu’nun en parlak döneminde 50 yıl boyunca mimar olarak hizmet etmiştir. Sinan, Osmanlı İmparatorluğu’nun asaletini, kudretini ve gücünü mimariye aktaran bulunmaz bir dehadır. Yarattığı eşsiz eserleriyle, tüm dünyaya Türk mimarisinin ruhu kazınmıştır. Mimar Sinan, Osmanlı klasik mimarisinin şekillenmesinde en büyük rolü üstlenen kişidir ve onun getirdiği yenilikler, bir ekol olarak Osmanlı-Türk mimarisini bir klasik haline getirmiştir. Öteki mimarlar Sinan’ın tek bir yapıtı için hayatlarını harcarlarken, o bir ömre sığdırdığı eserleriyle kıtaları donatmış ve bıraktığı etkilerle tüm dünyayı değiştirmiştir.

Mimar Sinan, Osmanlı mimarisinin yanında Osmanlı şehir planlamasının ve yapılanmasının önemli bir bölümünü tek başına temsil eden büyük bir sanatçıdır. Aynı zamanda, araştırmacıların üzerinde durduğu ve kabul ettikleri mimari bir dehaya da sahiptir. Batı ülkelerinde “Türk Michelangelo” olarak tanımlanan Mimar Sinan, kendi mesleği ve devrinde ulaşılabilecek en üst makama ulaşmıştır.

Mimar Sinan’ın Hayatı

Mimar Sinan hakkında birbiriyle alakası olmayan ve çelişen çok sayıda bilgi mevcuttur. Bu bilgiler, ayrıca birçok efsane ve dedikodunun da karışımıyla gerçeklerin ortaya çıkmasını güçleştirmiştir. Bunlarla birlikte, Mimar Sinan’ın taslak halinde kalan ve tamamlanamayan üç eserinin de bulunması büyük eksikliktir. Tüm bu karmaşaya rağmen, Mimar Sinan’ın özellikle devlet kayıtlarında yer alması ve en iyi dostunun bir şair olması, onunla ilgili bilgilerin öğrenilmesine yardımcı olmaktadır.

Mimar Sinan

Mimar Sinan hakkındaki en detaylı ve doğru bilgileri, en iyi dostu olarak bilinen Sai Mustafa Çelebi sayesinde öğreniyoruz. Çelebi’nin 1586 yılında kaleme aldığı Tezkiretü’l-bünyan’da, Mimar Sinan’ın kendi ağzıyla anlattığı eserleri ve hayat hikayesi bulunmaktadır. Verdiği bilgilere göre, kendisi bir devşirmeydi ve önemli bir ayrıntı ise, yaşadığı dönemde Anadolu’nun bir parçası olan Kayseri’den olduğunu söylemesidir. Ancak bu durum, devşirme oluşu ile çelişen bir bilgidir çünkü devşirmelerin Rumeli’den geldiklerine dair sağlam kaynaklar mevcuttur.

Mimar Sinan’ın nereli olduğu konusundaki karmaşayı çözebilmek için Sultan Selim dönemindeki kanunların incelenmesi gerekir. Yavuz Sultan Selim döneminde, Rumeli’den devşirme alma sistemi kaldırılmıştı ve Anadolu’dan devşirme alınabileceği konusunda bir yürürlük çıkarılmıştı. Bu nedenle Mimar Sinan’ın Kayseri’den bir devşirme olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim Mimar Sinan devşirme olduğu bilgisini sadece bir eserinde vermemiş, kendi yazdığı bir şiirde de bunu belirtmiştir. Elde olan tüm bilgiler, Mimar Sinan’ın Acem ya da Rum olmadığını kanıtlayacak düzeydedir. Sinan, devşirme sisteminde yetişmiştir ve Kayserili Hristiyan bir çiftin çocuğudur. O dönemlerde Kayseri’nin, birçok dini ve etnik Osmanlı vatandaşına yurt olduğu bilinmektedir.

Mimar Sinan, devşirme olmasının ardından uzun bir süre Kayseri’deki ailesiyle yazışmıştır. Bu yazışmalar da Sinan’ın Kayseri ilinin Ağırnas yöresinden olduğunu kanıtlar. Tüm bu bilgilerden yola çıkarak, devşirme sistemin bir parçası olan Mimar Sinan’ın Müslüman bir aileye verilmesi gerekiyordu, ancak tarihi kayıtlarda bu konuyla ilgili herhangi bir bilgi bulunmuyor. Devşirme sistemine göre, Hristiyan çocukları Türkçeyi ve İslam’ı öğrenmeleri için Müslüman bir ailenin yanına veriliyordu. Mimar Sinan küçük yaşlardan beri Türkçe şiirler de yazmaktaydı ve bu bilgilerden yola çıkarak; Mimar Sinan’ın ailesi Türkleşmiş bir Bizans Ortodoks ailesidir diyebiliriz. Yine bu bilgiler ışığında, Sinan’ın Karamanlı cemaatine yakın olduğu veya bu cemaatin bir üyesi olduğu da düşünülmektedir.

Mimar Sinan Kimdir

Sinan’ın Mimarlığa Adım Attığı Dönemler

Özellikle 1537 yılından sonraki eserlerin neredeyse tamamına yakınında Mimar Sinan’ın izleri görülmektedir. 48 yaşındayken mimarbaşı olan Sinan, daha sonra eskiden beri arzu ettiği mimarlık hayatını 2 aşamada değerlendirmiştir;

Çıraklık Aşaması: 1548 yılında yaptığı Şehzade Camii, Mimar Sinan’ın ilk çıraklık eseridir. Bu yapıtıyla birlikte, aynı zamanda ilk büyük sultan camisini de tamamlamıştır. Şehzade Camii, Sultan Süleyman’ın ölen oğlu için yapılmıştır ve Mimar Sinan bu eserini 54 yaşındayken yapmaya başlamıştır.

Kalfalık Aşaması: Mimar Sinan’ın Şehzade Camii’ni tamamlamasından sonra Kanuni Sultan Süleyman kendisi için bir külliye yapılmasını istedi ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en görkemli külliyelerinden biri olan Süleymaniye meydanına çıktı. Bu külliyenin yapımı sona erdiğinde, Mimar Sinan tam 83 yaşındaydı ve “koca” lakabıyla tanınıyordu.

Süleymaniye külliyesini tamamlayan Mimar Sinan, 1584 yılında hacca gitti ve yerine vekil olarak Mehmet Subaşı geçti. Hacdan döndüğünde 100 yaşına yakın olduğu tahmin edilen Mimar Sinan, işlerine kaldığı yerden devam etti. Sinan, 1588 yılında vefat etti ve kendi yaptığı Süleymaniye külliyesine gömüldü. Mezar taşında bulunan yazılar, en yakın arkadaşı Sai Mustafa Çelebi’ye aittir. Mimar Sinan’ın kendi adına yapılan bir kurumda, eşinin o yaşarken öldüğü, Mehmet’in (oğlu) şehit olduğu, iki kızının ve torunlarının var olduğu bilgisi verilmektedir. Bunların dışında öldükten sonra yaklaşık 30.000 akçe miras bıraktığı da kaynaklarda mevcuttur.

Mimar Sinan’ın Diğer Mimarlardan Farkı Nedir?

Mimar Sinan, kendisine bir ekol oluşturmuş ve yeni mimarları kendi ekolüne doğru çekmiştir. Bundan dolayı Osmanlı mimarisinde Sinan’dan öncesi ve Sinan’dan sonrası gibi bir durum söz konusudur. Bir taraftan geleneksel teknikleri takip eden Mimar Sinan, diğer taraftan Osmanlı mimarisini birçok alanda değişikliğe götürmüştür. Sinan’ın mimarlık sisteminin kökü, geleceğe kanat açan ve maziye dayanan bir sistem olarak ön plana çıkar. Hem Doğu hem de Batı mimarisi hakkında çok geniş bir bilgiye sahip olan Mimar Sinan, bu bilgileri muhtemelen askerlik döneminde doğu ve batıda katıldığı seferler sayesinde kazanmıştır. Tüm bu birikimiyle de mükemmel bir sentez yapmış ve Kur’an ruhuna uygun camiler inşa etmiştir.

Sinan’ın mimari tarzına “iskelet mimarisi” adı da verilebilir. Bu mimariye göre Mimar Sinan’ın eserleri daha yalın ve sade, ancak bir o kadar da kullanışlıdır. Onun dönemine kadar cami pencereleri “mekanı sınırlandırma” işlemine yardımcı olurken, Mimar Sinan’ın yaptığı camilerde pencereler sayıca daha fazladır. Bu açıdan bakıldığında, özellikle İran ve Bizans mimarisinde geçerli olan loş camii özelliği, Mimar Sinan tarafından aydınlık camii özelliğine geçiş yapmıştır.

Mimar Sinan Selimiye Cami

Mimar Sinan’ın oluşturduğu eserler, ancak yakından görüldüğü zaman ve başka eserlerle karşılaştırıldığı zaman daha iyi anlaşılmaktadır. Her şeye rağmen, Mimar Sinan’ın eserlerini bir mimar gözüyle değil, buraları ziyaret eden bir kişi gözüyle anlatıyoruz. Tabii ki mimari açıdan içerisinde birçok açık bulunacaktır, ancak mimar olmayan bir kişinin dahi böylesine büyük farklar görebildiği Mimar Sinan eserleri, çok rahatlıkla Osmanlı mimarisi içerisine dahil edilebilir. Osmanlı döneminde gerek Mimar Sinan’ın eğittiği ve gerekse Mimar Sinan’dan ayrı olarak yetişen birçok mimar mevcuttur. Örneğin, Sedefkar Ağa ve Davud Ağa’yı bu mimarlar arasında sayabiliriz, ancak tabii ki birçoğu bu muhteşem eserlere alın terlerini dökmüşlerdir.

Mimar Sinan’ın böylesine uzun soluklu bir ömründe tek mesleği mimarlık olmamıştır. Ancak onun adının günümüze kadar taşınması ve başarısı, mimarlık yeteneği ile özdeşleşmiştir. Sinan’ın 22 yaşındayken İstanbul’u ziyaret ettiği de bazı kaynaklarda yazıyor, ancak o dönemlerde askerdi ve mimar olması tam 27 yıl sonra (48 yaşındayken) gerçekleşmişti.

Yazıyı beğendiyseniz lütfen paylaşın!

Sitemize destek için yorum yapmayı unutmayın. BilgiBaba