Fosil Nedir ve Nasıl Oluşur?

Fosil, çok eski dönemlerde toprak altında gömülü kalmış olan ve orada taşlamış durumdaki hayvan ve bitki kalıntılarıdır. Müstehase ve taşıl olarak da halk arasında bilinmektedir, yani kısaca eski canlı kalıntısı da denilir. Yaşamı sona ermiş olan canlılar toprak üstünde kalır, ölmüş olan canlıların kalıntılarının üst kısmı, fiziki şartlara bağlı olaraktan çamur, kil, kum ve toprak gibi etkenler ile kapatılır. Bu sayede canlı kalıntılarının da hava ile teması engellenmiş olur. Ölen canlıların hava ile temasının ani şekilde kesilmeden sonra canlıların kalıntıları bozulmadan binlerce yıl boyunca kalır. Üzeri kapanmış olan canlıların kalıntıları, zaman içinde toprak altına gider. Ölmüş olan canlıların fosilleşe durumları farklılıklar gösterebilir. Binlerce sene boyunca hava ile teması kesilmiş olan canlılar, katılaşma ile fosil haline dönmektedir. Katılaşma bazı zamanlar kömür haline gelebilmekte, bazen de petrol ve mermer haline gelebilmektedir. Bunun örnekleri canlıların türlerine ve fiziki açıdan koşullarına göre değişkenlik gösterir.

Canlıların ölme sonucunda kalıntılarının hava almaması ile meydana gelmiş olan fosiller, oldukça farklı yapıda ve türde meydana gelebilir. Örneğin; canlıların bir kayacın üstünde bırakmış olduğu bir iz bile bilim dünyası açısından fosil olarak adlandırılır ve kabul edilir.  Bu tarz meydana gelen fosil üstünde, binlerce yıl önce yaşayan ama nesilleri tükenmiş ve günümüze kadar gelmeyen canlılar hakkında bilgi vermektedir. Canlıların kalıntılarının üstünün kapanması ile kalıntıların hava almasını kesen etken madde, fosillerin oluşmasından oldukça önemli bir etkendir. Kil, çamur, toprak ve taş tarzındaki maddelerin dışında daha birçok etken canlı kalıntılarının havasız şekilde kalmasına sebep olur ve kalıntıların çürümesinin önüne geçer. Amber ve reçine tarzındaki maddeler de, canlı kalıntılarının üstünü kapatarak canlıların fiziki açıdan yapılarının binlerce yıl boyunca bozulmamasına olanak sağlamaktadır. Böylelikle, dünya üstünde nesli tükenmiş olan canlılar ile alakalı oldukça detaylı şekilde incelemeler yapılabilir.

Fosil

Fosillerin birçoğu deniz ve toprak altında bulunur ama bazı fosil türleri buzul içinde de yer almaktadır. Kutup bölgesinde var olan soğuk hava, canlıların fosilleşmesi açısından oldukça uygun bir durum yaratmaktadır. Bu ortamın oluşması ile canlılar buzulların içinde yıllar boyunca bozulmadan kalmasına da olanak sağlamıştır. Fosilleşme sonucu ortaya çıkan canlı kalıntıları, bazı zamanlarda canlı dokunun tamamen yok olmasını sağlar ve canlılardan sadece kemikler kalır. Geriye kalmış olan kemikler arkeoloji bilimin yardımları ile incelenmekte ve kemiklerin hangi türde bir canlıya ait olduğunu gösterir.

Fosiller bilimsel açıdan yapılan araştırmaların tamamında önemli bir rol oynar. Yapılacak olan kazılarda fosiller ortaya çıkar ve eski dönemdeki hayat ile alakalı olarak bilgiler edinebilir. Yapılmış olan araştırmalar sonucunda 21. Yüzyılın en başlarında Antarktika’da yetmiş milyon yaşında olduğu belirlenen bebek dinozor bulunmuştur. Bu dinozor fosili buzul açısından fosilleşme örnek verilebilecek olan en güzel fosil türüdür. Ülkemizde bulunmuş olan en eski fosil kemiği de yetmiş milyon önce yaşamda olan Mosasour isimli bir hayvana aittir. Kemiğin boyu ise 18 metredir. Kırıkkale’de çıkartılmış olan yirmi beş milyon yaşından olan gergedan fosili ülkemizdeki en önemli olan fosil türüdür.

Fosiller Nerede Bulunur?

Fosiller, denizel ve karasal olan ortamlarda yaşamış bitki ve hayvanlar ile onların var olan izlerini taşımaktadır. Çoğunlukla şeyl, çamur taşı, kireçtaşı ve kumtaşı gibi kayaçlarda bulunur.

Fosiller Nasıl Oluşmaktadır?

Canlıların ölmesinden sonra yumuşak ve organik olan kısımlar çevredeki diğer hayvanlardan tarafından yenilir ya da bakteriler tarafından yok edilir. Ortam bakterilerin yaşamı için uygun değilse, fosilleşme açısından uygun olan taşlaşma sürecini taşımaktaysa, canlılardan arta kalmış olan diş, kabul ve kemik gibi dayanıklı ve sert kısımlar fosilleşme sürecine girerek günümüze kadar ulaşmaktadır.

Petrifikasyon; organizmalarının kalıntılarını kristalizasyon ile mineralojik açıdan bileşimlerinin değişime uğramasıdır. En çok bilinen petrifikasyon tipi ise silisçe zengin suları içindeki bitki hücrelerinin içine girmesi ile ağaç dokularının damarlarının damar ve yüzey kısımları aralarındaki boşluklara silis depolanmasıdır. Ayriyeten hayvan kemikleri ve kabukları, içlerinde var olan gözeneklerin ve boşlukların demir, silis ve kalsitce zengin olan sular ile dolarak kristalleşmesiyle kalsitleşmiş, silislemiş ve piritleşmiş hale dönüşebilmektedir.

Karbonlaşma; bitkilerin fosilleşmesi bataklık, göl veya deniz tarzındaki ortamlarda gömülme ile oluşur. Kömürleşme ile ve karbonlaşma ile bitkiler tamamen veya kısmen değişerek kömür haline de gelebilmektedir.

Fosil Nedir

Yeniden kristalleşme; hayvanların kabuklarının mikroskobik ölçülerde detaylarının bozulmasıdır ve kabukların dış şekillerinde herhangi bir değişiklik oluşmaz. Hayvanların kabuklarının çoğunda kalsiyum karbonat bileşimi olan aragonit mineralinden yapılmaktadır. Binlerce yıl boyunca fosilleşme esnasında kalsiyum karbonat tekrardan kristalleşerek kalsit haline dönüşebilir.

Yer değiştirme; çamur içinde gömülü kalmış olan organizmaların kalıntılarının fosfat ya da pirit mineralleri ile yer değiştirmesi sonucu meydana gelmektedir. Bu süreç içinde mineraller, organizmaların anatomilerinin detaylarını ortaya çıkartarak yumuşak dokular ile yer değiştirebilir.

Yumuşak Dokuların Korunması; bazı zamanlar olağanüstü koşulların oluşması ile organizmalara ait olan doku, tüy, deri gibi bazı parçalar bozulma olmadan fosilleşme yaşamaktadır. Örneğin; Sibirya var olan buz kütlelerin içinde binlerce yıl boyunca bozulmadan kalan mamut fosilleri bulunmuştur. Ayrıca mamutların mide içindeki yiyecekler bile bozulmamıştır. Mumyalaşma olarak da adlandırılan bu süreç içinde yumuşak olan dokular bakteriler tarafından bozulmadan kısa sürelerde kurumaktadır. Çin’de bu tarzda tüyleri ve derileri ile korunmuş olan fosiller bulunmuştur. Kalıp ve boşluklar; asidik olan koşullar içinde korunmakta olan fosil kalıntılarını bulundukları yerden yavaş bir şekilde eritir, oluşan bu etkide kayaların içinde kalıplar bırakır. Bu süreçte kolaylıkla çözülen kalsitik kabuklar fazla düzeyde gözükür. Kabukların dış kısımlarının etkilenmesi ile dış bir kalıp oluşur. Bazı zamanlarda kabuk çözülmeden içine çökele dolarak iç kalıplar oluşur.

Organik kapanlar; organizmaların doğal asfalt, amber ya da çürümüş olan organik maddelerin içerisinde hapis olarak korunması sonucunda fosilleşme oluşur, bunlar ağaç reçineleri ve amberlerdir. Ağaçlardan akan reçineler bu esnada küçük kertenkeleleri, örümcekleri ya da böcekleri yakalayabilmektedir. Aniden sertleşen bu madde içinde barındırdığı hayvanları hiç bozulmadan binlerce yıl yakalayabilir.

İzler; havyanlar çamur tarzı yumuşak olan zemin içinde yürüdüklerinde bıraktıkları gövde, kuyruk, ayak vb. izleri sertleşerek korunabilmektedir. Bu izlere ait olan çökelle zaman içinde kalıp haline gelebilir. Buna insan ve dinozor ayakları örnek olarak gösterilebilir.

Fosil tarzı yapılar; mineraller kayaçların içinde büyüme yaparak fosil tarzı şekiller oluşturmaktadır. Bunlara yalancı fosil adı da verilir. dendrit kristalleri buna örnek olarak gösterilebilir.

Karasal Fosilleşmeye Örnekler

Omurgalı olan hayvanlar göl, dere, çay ve nehir tarzındaki tatlı su kaynakları kenarında yaşamlarını sürdürmektedir. Bu tarz hayvanların içinden ölenlerinin kemikleri farklı su taşkınlarının getirmiş olduğu kırıntılı malzemelerin altında kalarak örtülür. Taşkınların etkisi ile oluşmuş olan çökeller kemiklerin üstünde kırıntılı kayaçların gitgide kalınlaşmasına sebep olur. Akarsulardan kaynaklanan taşkınların getirmiş olduğu tortullarda istiflerin zaman içinde daha da kalınlaşmasına sebep olur. Çökeller miktarlarının zaman içinde artmasından dolayı hayvanların kemikleri daha da derinlere iner ve taşlaşarak fosilleşmeye sebep olur.

Yazıyı beğendiyseniz lütfen paylaşın!

Sitemize destek için yorum yapmayı unutmayın. BilgiBaba